Mobilya
Oturma Grupları
Yemek Odası
Yatak Odası
Genç Odası
Kanape
Aksesuar
Çocuk Odası
yatak
Ev Tekstil
Nevresim
Yatak Örtüsü
Battaniye
Perde
Halı
Havlu
Döşemelik kumaş
Beyaz Eşya
Çamaşır Makinesi
Bulaşık Makinesi
Buzdolabı
Fırın
Mini Fırın
Mikrodalga
Davlumbaz
Küçük Ev Aletleri
Isıtma ve Soğutma
Mutfak
Mutfak
Banyo
Banyo Mobilyaları
Seramik
Seramik Ürünleri
Vitrifiye
Vitrifiye
Armatur
Armatur Ürünleri
Duvar
Duvar Kağıdı
Boya
Aksesuar
Ev Aksesuarları
Zücaciye
Zücaciye Ürünleri
Aydınlatma
Aydınlatma Ürünleri
Bahce
Bahçe Mobilyaları
Ankastre
Ankastre Ürünleri
Teknoloji
Teknolojik Ürünler


 
 
Çilek Mobilya Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Çilek: "Çilek markası, alanında dünya markası haline geldi ve jenerik bir isim olarak anılmaya başladı"



Çilek Mobilya; çocuk ve genç odaları alanında uzmanlaşarak dünya çapında bir marka konumuna ulaşan, özellikle de bu uzmanlık alanı belirleyişi ile sektöründe farklılaşan bir kimliğe sahip olan bir firma konumunda... Dünyanın birçok ülkesinde tasarımlarını farklı kültürlerin çocukları ve gençleri ile paylaşan Çilek'in doğuşundan bugüne olan macerasını, ileriye dönük hedeflerini; markanın Yönetim Kurulu Başkanı Muzaffer Çilek'ten dinledik.

Çilek Mobilya'nın hayata geçirilme aşamasında nasıl bir yol haritası izlediniz?

Çilek Mobilya, 25 yıllık bir firmadır. Ancak çocuk ve genç odası konusunda uzmanlaşma kararını aldığımız andan bu yana 15 yıllık bir süreyi geride bıraktık. Bir başka deyişle; Çilek markasının çocuk ve genç gruba seslenmeye başlayan kimliği 16. yaşına girmiş bulunuyor. Uzmanlaşmayı seçmiş olmaktan dolayı çok mutluyuz. Bu kararımızdan hiçbir zaman pişman olmadık.

Dünya markası olmak için yola çıktık 16 yıl önce ve dünyada çok güçlü rakiplerle pazar payı ve rekabet yarışında olacağımızı biliyorduk. Bu alanda var olacaksak eğer, öncelikli olarak uzmanlaşmamız gerekiyordu. Biz de çocuk ve genç odalarını kendimize iş olarak edindik ve her zaman en iyisini yapma misyonu ile yola çıktık. Bugün geldiğimiz noktada, sektörümüzde dünyada ve Türkiye'de jenerik marka olmayı başardığımızı görüyor ve bundan gurur duyuyoruz.

Evin geneline bakılacak olursa, sadece çocuk ve gençlerin odalarına yönelik yapılanmak, sizi genele göre çok küçük bir pazar ile karşı karşıya getirmedi mi?

Bu çok doğru bir saptama... Ancak olaya bakış açımız asla yerel bir marka olmak şeklinde gelişmedi. Örneğin sadece Türkiye'nin belli bir lokasyonunda var olmak gibi bir hedefimiz olsaydı, elbette evin tüm mobilyalarına yönelik bir yatırım anlayışı içinde olurduk. Ancak bizim zaten tüm dünyayı hedeflememizin sebebi de bu...

Bir evin mobilya alanında %100'üne seslenmek varken, biz o evin %5'ine denk düşen bir pazarı kendimize uzmanlık alanı olarak seçtik. Eğer belli bir bölgede kalsaydık, bu pay elbette akılcı bir yatırım için yeterli olmayacaktı. Ancak her ülkede %5'lik bir pazara talip oluyorsanız, o zaman tüm dünyadaki mobilya ihtiyacının da %5'ine talip olmuş oluyorsunuz. Ki bu oran, gerçekten çok ciddi bir pazar payını işaret ediyor. Bugün 200 ülkeden 100'üne çok rahat ihracat yapılabilir. 100 ülkenin mobilya pazarının %5'i ve ek olarak Türkiye pazarının da %5'ine baktığımızda, ortada var olan hacim; elbette bir dünya markası olma hedefi için yeterli bir büyüklüğü işaret ediyor. Ancak bu ülkelerin her birinin piyasasında var olmayı hedefliyorsanız, o zaman yürümeye başladığınız yolun ne denli zor ve azim gerektiren bir yol olduğunu da anlıyorsunuz.

Hedeflenen bu yolda atılması gereken adımlar nelerdi?

En önemli adım, markalaşmayı başarmaktı. Hedef büyük, yol uzun ve zorluydu. Bu yolda emin adımlarla yürüyebilmemiz için; hedef kitlemiz ile çok iyi bir iletişim içinde kalacak, eskimeyecek, her yeni nesle yakın kalmayı başaracak bir marka yaratılması gerekiyordu ve daha da önemlisi, artık o marka ile anılmak, jenerik haline gelmek zorunluydu.

Aile soyadımız olan Çilek için, hedef kitlemize yönelik birçok araştırma yapıldı. Sonuç olarak tüm dünya çocuklarının sevdiği, iletişim kurduğu, benimsediği bir meyve olan çilek; yapacağımız iş için de gerçekten en doğru marka isimlerinden biri olarak karşımıza çıktı.

En önemli adımlardan bir diğeri de özgün tasarımdı... Seslendiğimiz kitle; hayal dünyası çok geniş olan ve aynı zamanda büyüme çağında, etkileşimi yüksek, gelişimine çok özen gösterilen çocukları ve ek olarak da dinamik, canlı, beğenileri sürekli ve hızlı biçimde değişen gençleri kapsıyordu. Tasarımlarımızın hem görsel açıdan hem de nitelik olarak yüksek değerler taşımak gibi zorunlulukları vardı. Söz sahibi olmak istediğimiz pazarlarda eğer özgün tasarımlarla yer alamazsak, dünya markası olma hedefimize de asla ulaşamazdık. Bunu biliyorduk. Bu yüzden sonraki adımımız, bu alanda en doğru çalışmaları yapmak üzerine odaklandı.

Bu iki önemli adıma karar verdikten sonra hareket planımızı oluşturduk, altyapımızı ve üretim kapasitemizi belirledik ve ilk koleksiyonumuzla birlikte hedef kitlemizin karşısına çıktık. Ondan sonrasında kazandığımız her başarıyı gerek markamızın değerine, gerek teknolojik altyapımıza yatırım olarak döndürdük. Sadece bugünü yakalamak, dünya markası olma hedefi olan firmalar için yeterli değil çünkü. Yarını görmek ve rakiplerinizden önce yakalamak zorundasınız.

Teknolojik altyapımızı ve ürünlerimizin kalite standartlarını; hem bir yandan ihracat yaptığımız ülkelerin yüksek standartları belirliyordu, hem de biz yeni pazarları sürekli hedeflediğimiz için, olası piyasaların şart koştuğu standartları da markamızın alt yapısına ekliyorduk. Hemen her ülkede belli başlı standartları yakalamak, bazen yeni bir ülke için yeterli olmayabiliyor çünkü... Örneğin İsviçre pazarı, çok ciddi belgeler ve yüksek kalite standartları gerektiriyor. Biz bu ülkede sorunsuz biçimde markamızı satabiliyoruz. Ancak bu denli zor bir pazarda sorunsuz olmamız bile, Japonya pazarının farklı isteklerini birebir karşılamaya yetmemişti, Japonya'da yapılanmaya karar verdiğimizde... Sonuçta her ülkenin özel şartlarını da üretim bantlarımıza adapte ederek ilerledik. Bugün Japonya'da da sorunsuz bir şekilde varlığımızı sürdürüyor ve önemli adımlar atmaya devam ediyoruz.

Birçok ülkede kendi markamızla var oldukça; her ülkenin kültürüne, beklentisi olan modül ölçü ve çeşitliliğine uygun çalışmak zorundasınız. Şirketimiz bünyesindeki Türk tasarımcılar; ülkemizin çok çeşitli yerlerinden, çok çeşitli kültürlerinden geliyor. Hepsi yetenekli, işini çok iyi yapan insanlar. Doğu - Batı sentezinde o denli güzel ayrıntıları hayata geçirdiler ki; ürettiğimiz tüm modeller, bulunduğumuz tüm pazarlarda hedef kitlesi ile maksimum iletişim içinde kaldı.

Bu adımların hepsi; bizim alanımızda dünya markası olmamızı sağlayan, uzun soluklu, azim ve istikrar gerektiren adımlardı. Geldiğimiz noktada, bunu başardığımızı görmekten gurur duyuyorum.

Bugün gelinen noktada Çilek markasının yaygınlığı için neler söylenebilir?

Bugün Türkiye'de 110 tane showroom'umuz var. Dünya üzerinde ise 130 tane daha showroom sahibiyiz. Bununla birlikte 66 ülkede toplam 440'ın üzerinde satış noktamız var. Perakende ciromuz 200 milyon USD'yi aşmış durumda... Çünkü hiç durmadan çalışıyoruz. Bir mağaza daha nasıl ekleriz diye uğraşıyoruz sürekli... Bugün Çilek üniformalı olarak çalışanlarımızın 500 tanesi fabrikalarda, 1.500 tanesi mağazalarda istihdam ediliyor. Her gün daha güzel bir tasarım, daha işlevsel bir modül, daha özel bir adım için uyanıyoruz.

Uluslararası birçok fuara katılıyor, dünyayı çok yakından izliyor, bulunduğumuz tüm pazarların nabzını mümkün olan en üst düzeyde tutmaya çabalıyoruz. Tüm bunlar bir araya geldiğinde, başarıyı yakalamak da şaşırtıcı olmamalı elbette...

Dünya üzerinde geniş bir coğrafyaya dağılmış durumdasınız ve dünya son yıllarda global krizlerle sarsılıyor. Bunca değişken dengelere sahip ekonomiler arasında, bu noktaya gelmek zor olmadı mı?

Kriz yönetmek için, öncelikle krizleri çok önceden görmek ve hissetmek, tedbirinizi de ona göre almak zorundasınız. Olası senaryolar için en ideal hareket planlarını oluşturmazsanız, kriz anına dek kurduğunuz tüm yapı bir anda çökebilir. Bunun birçok örneğini gördük son birkaç yıl içinde... Dünya markalarının hatta ülkelerin iflaslarını izledik.

Biz; tabiri caiz ise eğer, tüm yumurtaları aynı sepete koymamayı seçtik. Ve ek olarak da tüm sepetlerimizin en güçlü ve verimli halde bulunmasına özen gösterdik. Doğal olarak; örneğin ABD piyasalarındaki dalgalanmayı Afrika pazarlarında, Avrupa pazarlarındaki krizleri Asya ülkelerinde dengeleyerek ilerledik. Ayrıca adımlarımızı da hep dikkatli, özenli, hesaplı attık.

Dünyanın çeşitli yerlerinde mağazalar açtınız. Bunlar içinde sizi en çok heyecanlandıranlar hangileriydi?

Zürih'te mağaza açtığımızda çok sevindik. İsviçre çok seçici bir ülke çünkü ve orada mağaza açabilmeyi başarmış olmak, aslında markamıza yaptığımız yatırımların ne denli üst düzey ve yerinde yatırımlar olduğunu bir kere daha gösterdi bize... Ardından Londra mağazamız da bizi çok sevindirdi, çünkü İngiltere'nin de kendine has farklı standartları vardı. Bunları karşılayabiliyor olmak gurur vericiydi.

Miami mağazamızı, çok lüks bir AVM içinde açtığımızda; marka değerimizin bizi getirdiği nokta açısından büyük sevinç yaşadık. Kentin en gözde AVM'sinin en iyi katında mağaza açmak, gerçekten tarifi zor bir onur yaşattı bize. Bir de Japonya'da açtığımız mağaza bize büyük mutluluk verdi. Çünkü o ana dek hiçbir ülkede rastlamadığımız standartlar da istenmişti bizden ve bunları sağlayıp mağazamızı açmak, gerçekten unutulmaz anlardan biri olarak marka tarihimizde yerini aldı. Bu mağazamız, ayrıca Japonya'daki ilk Türk mağazası unvanına sahip oldu.

Japonya'da diğer ülkelerden farklı olarak Internet üzerinden yaptığımız satışlar ve özellikle ürün kiralama sistemimiz bulunuyor. Örneğin bir genç odasını ya da modüllerini; tüketici satın almak yerine bir ya da birkaç yıllığına kiralayabiliyor. Bu sistem, Japonya'da çok yaygın ve açıkçası çok da verimli bir sistem. Hem tüketici daha az bedelle ürünü kullanıyor ve istediğinde yeni bir ürün kiralayabiliyor, hem de satıcı firma kiraladığı ürünü teslim aldığında yenileyerek, yeniden kiralama pazarına sunabiliyor.

2012 ve sonrasını nasıl görüyorsunuz?

Ekonomi anlamında birçok ülke büyüyor. Elbette küçülenler de var ancak denge zaten böyle sağlanıyor. Farklılık olarak Arap Baharı ve AB'nin yaşadığı belirsizlik söylenebilir. AB'nin nasıl bir hal alacağını şimdiden kestirmek zor. Biz bu bölge için kendi üstümüze düşen tedbirleri almaya çalışıyoruz. Ancak gözlemleyerek yeni stratejiler geliştirme şansımız olacak. Arap ülkelerinden ise artık çok endişeli haberler beklemiyoruz. Zira olan oldu, artık morallerin yükseleceği zamanlar yaşanacak. Hayatın durduğu ülkeler oldu, daha fazla duramaz. Artık yavaş yavaş hareketlenmeler başlayacak.

2012 yılında tedbirli ilerleyeceğiz. Borçlanmadan, dikkatli ilerleyerek, büyümemizi durdurmadan yolumuza devam edeceğiz.

İMOB Fuarı; mobilya alanında sayılı fuarlardan biri haline geldi. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

MOSDER üyesi olarak, İMOB'un da kurucu markaları arasındayız. İMOB Fuarı her geçen yıl gelişiyor, güçleniyor. Ancak dünyanın sayılı ev mobilyası fuarlarından biri olmak için atması gereken elbette çok adım var. Biz sektörün ileri gelen markaları olarak, bu adımların atılması için çabalarımızı aralıksız sürdürüyoruz.

İMOB; ülkemizin ve bölgemizin en önemli fuarıdır. Ancak dünyanın önde gelen fuarlarından biri olması için bazı şartların çok daha iyi hale getirilmesi gerekiyor. Örneğin fuar alanı, böyle bir hedef için çok küçük... Fuarcılık hizmetleri hala dünya standartlarına ulaşabilmiş değil. En basitinden otoparklardan yönlendirmelere kadar, ciddi bir yetersizlik söz konusu... Fuarcılık hizmetleri; koridorların darlığından kafelerin standartlarına kadar yetersiz.

Öte yandan fuarın süresi de yetersiz ne yazık ki... Bunca zahmete karşılık 5 günlük bir fuar olmamalı... Tüm günlerde tüketiciye de açık olunca fuar, tüm bir yılı planlayacak çalışmaları yapacak zamanları bulmaları çok zor oluyor. Örneğin Köln Fuarı 7 gün... Son iki gün tüketici ile de ilgileniliyor. Önceki 5 gün, oldukça yeterli bir süre katılımcılar için... Bu yüzden çok çalışmamız ve İMOB'u çok geliştirmemiz lazım.


Sizin kişisel olarak yürüttüğünüz bir başka uğraş da Bosna Hersek'in Türkiye Fahri Konsolosluğu göreviniz... Bu konuda okurumuza neler söyleyebilirsiniz?

Ben Bosna Hersek kökenli bir aileden geliyorum. Bosna Hersek devletinden fahri konsolosluk teklifi gelince şeref duydum ve kabul ettim. İki ülke arasında var olan ekonomik, kültürel, bilimsel ve üniversiteler arası iletişim ve işbirliklerini artırmak, var olanları en iyi hale getirmek, her iki ülke için de verimli olacak projeler hazırlamak ve ilgililerine sunmak gibi işler, bu oluşum içinde görevimiz olan çalışmalar...

500 yıla yakın bir ortak kültür ve etkileşim var iki ülke arasında... Ve her iki ülkenin de daha çok birbiri ile çalışma ihtiyacı var. Bu amaçla bir vakıf kurdum. 8 kişilik bir ekip ile çalışıyoruz bu vakıfta ve iş dünyasına yönelik projeler de hazırlıyor, karşılıklı yatırım olanakları, iş geliştirme projeleri de hazırlıyoruz. Amacımız; iki ülke arasındaki dostluk çerçevesinde süren ilişkilerin, en üst düzeye getirilmesi...

Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz.


Bu Yazının Galerisi

Home Showroom Dijital Dergi

 

  Copyright 2008 Home Showroom
MADE IN WEB | Web tasarım ve yazılım hizmetleri