Mobilya
Oturma Grupları
Yemek Odası
Yatak Odası
Genç Odası
Kanape
Aksesuar
Çocuk Odası
yatak
Ev Tekstil
Nevresim
Yatak Örtüsü
Battaniye
Perde
Halı
Havlu
Döşemelik kumaş
Beyaz Eşya
Çamaşır Makinesi
Bulaşık Makinesi
Buzdolabı
Fırın
Mini Fırın
Mikrodalga
Davlumbaz
Küçük Ev Aletleri
Isıtma ve Soğutma
Mutfak
Mutfak
Banyo
Banyo Mobilyaları
Seramik
Seramik Ürünleri
Vitrifiye
Vitrifiye
Armatur
Armatur Ürünleri
Duvar
Duvar Kağıdı
Boya
Aksesuar
Ev Aksesuarları
Zücaciye
Zücaciye Ürünleri
Aydınlatma
Aydınlatma Ürünleri
Bahce
Bahçe Mobilyaları
Ankastre
Ankastre Ürünleri
Teknoloji
Teknolojik Ürünler


 
 
Ne olacak İstanbul'un hali?

Bir süredir, Türkiye'nin en azından medyadaki gündemi, Boğaz Köprüsü bir yıl kapalı kalacak mı kalmayacak mı sorusu çevresinde şekilleniyor. Zaten Hürriyet'in Megan Fox'u sürmanşet yaptığı bir ülkede, medyanın haber önceliği ve haber değeri gibi kavramları algılayıp uygulamasını beklemek hayalcilik olur. Misal aynı günün gazete manşetlerini Türkiye'nin ilk yüz naklini ve kol-bacak naklini yapan doktor ve ekibi kaplıyordu. Organ bağışını yapanlar, bu bağışlardan yararlananlar var ilk sayfada... Biri artık yürüyüp koşacak, çocuklarını elinden tutup gezdirebilecek... Bir diğeri artık insan içine çıkabilecek, çalışabilecek, sevilebilecek hatta belki, sevdiği kadın tarafından... Ama sürmanşetler ne? Megan Fox'un dizleri çirkin mi değil mi?

Neyse konumuza dönelim.

Boğaz Köprüsü (hani ilk yapılan); 40 yaşında ve bakımı yapılmalı deniyor. Güzel, bakımını yaptıralım elbette... Lakin gündem köprünün bakımı değil, o bakımın süresi boyunca kapalı kalıp kalmayacağı... Zira bu süre tam bir yıl... Zaten köprü açıkken bile karşıdan karşıya geçmeyi başaramayan İstanbul halkının, köprü kapalıyken nasıl geçeceği konusu kafaları kurcalıyor.

İkinci köprünün yapılma sebebi, zaten ilkinin yeterli olmamasıydı zamanında... Ki ikinci hizmete girdiğinden beri binlerce yeni araç daha çıkmıştır piyasaya... Boğaz Köprüsü bir yıl kapalı kaldığında, ikinci köprü tek başına nasıl taşıyacak bunca yükü? Hem sorduk mu bakalım kendisine? İstiyor mu?

Peki kapanacaksa köprü, ne yapacağız? Farklı öneriler var elbette... Birkaç tanesine göz atalım:

- Çocukluğum ve gençliğimde adı "arabalı vapur" olan ve ne ara isim değiştirerek "feribot" olduğunu bilmediğim o deniz taşıtları var ya... İşte onları Beşiktaş - Üsküdar arasına diziyorsun tek sıra halinde... Araçlar üstlerinden rahatça geçebiliyor. İki sıra halinde dizersek hatta, gidiş - geliş 5 şerit vapurumuz olabilir. Devletin çekincesi ücret noktasında... Akbil basıp geçelim, nedir ki?

- Otomobil taşıyıcılığı yapan TIR'ların dorselerinden yararlanmak ikinci fikir... FSM Köprüsünün her iki yakasında konumlandırılacak olan bu sistem, tek TIR ile 10 kadar aracın geçişine olanak tanıyor. Hem benzin tasarrufu, hem trafik sıkışmıyor, hem de köprü geçişlerinde grup indirimi alınmış oluyor.

- Geçmemek... Bu, şu an en ilginç çözüm durumunda... İstanbul açısından Boğaz Köprüsü'nün kapanmasını "mücbir sebep" olarak değerlendiren hukuk adamları; farklı yakalarda çalışanların, köprünün kapalı kaldığı sürece işyerlerinden ücretli izinli sayılabileceğini, kira falan vermeyebileceğini savunuyor.

- Ortadan kaldırmak! İstanbul'un iki yakasının bir araya gelmesinin bir yıl süre ile çok zor olacağını gören ekonomistler, yaşanacak sıkıntıyı ortadan kaldırmak için, İstanbul'u iptal etmeyi öneriyor. Anadolu yakasında kalan kısmının Kocaeli ve Avrupa yakasında kalan kısmının da artık Tekirdağ olarak yeniden dekore edilmesi önerisi, iş dünyasını da hareketlendirdi. Bu sayede pek fazla istihdam hacmi olmayan Anadolu yakası, iş dünyasının organize kenti Kocaeli'nin gücünü arkasına almış olacak... Aynı şekilde ekonomik olarak birkaç kaleme bağlı Tekirdağ da dünyanın en gözde iş çevrelerinden birini kendi sınırlarına almış olacak.

- Sapan Yöntemi... Bungee Jumping'in yatay varyasyonu olarak da nitelendirebileceğimiz bu sistemin orijinalinden farkı, fırlatıldıktan sonra geri gelmiyor olmanız. Her iki yakada kurulacak tesislerle hayata geçirilen projede, boğazı geçmek 2 saniye kadar sürüyor. Araçlar dev sapanlarla geriliyor ve karşı tarafa atılıyor. Devlet bu sisteme karşı çıkıyor. Zira bu sistemden sonra köprünün artık tercih edilmemesi ve intihardan intihara kullanılması gibi bir handikap söz konusu...

Bakalım nasıl bir çözüm sunulacak İstanbul halkına?

----------------------------------------------------------------

Hangisi daha zor?

Bir dost sohbetinde atıldı konu ortaya... Uğruna yaşanacak neler vardır? Bu soruya çeşitli yanıtlar üretilirken, masadakilerden biri "Peki" dedi, "Asıl uğruna ölünecek ne vardır?" Başta; ezber halde sayıldı döküldü birçok değer, birçok kavram... Çoğu için elemeler yapıldı bir süre sonra... Elde kalan tek şey ise "evlat" oldu. Bu sohbetin birkaç gün sonrasında izlediğim bir film, vardığım sonucu da kesinleştiren bir senaryoya sahipti. Filmin adı John Q Denzel Washington baş rolde... Oğluna kalp nakli gerekiyor ancak ülkedeki sigorta sisteminde yaşanan bürokratik sorunlar yüzünden bu kalp nakli yapılamıyor.

Sigortasız maliyeti karşılaması mümkün olmayan baba, hastanede doktoru ve birkaç kişiyi rehin alarak son kozunu oynuyor. Ancak oğlu ölümün eşiğine geldiğinde ise yapmaya karar verdiği tek şey intihar etmek ve kalbinin oğluna takılmasını istemek...

Yaşam; her birimize farklı farklı sorunlar, problemler hazırlıyor. Her birini çözmek mümkün belki ama sağlık, hele ki evladımızın sağlığı ile ilgili bir konuda çözümsüz kalmak, sanırım yaşanabilecek en acı olaylardan biri... Uğruna ölünecek kaç değer sayabilirsiniz bilmiyorum ama son tahlilde can tatlı, kabul etmek lazım. Evladınızdan başka ne sizi o noktaya getirebilir? Ben bilmiyorum.

----------------------------------------------------------------

Gülümsüyorum

Birini döven bir adam hakimin karşısına çıkarılmış, hakim sormuş:
- Nerede yaşıyorsun?
- Orada burada...
- Ne iş yaparsın?
- Onu bunu...
- Barda dövdüğün adamı önceden tanıyor musun?
- Şöyle böyle...
- Ne demek yani? Nereden tanıyorsun?
- Oradan buradan...
Hakim artık dayanamamış ve bağırmış:
- Anlaşıldı, götürün bu adamı atın hapise!tıkın içeri!..
İki jandarma adamın koluna girmiş götürürlerken adam hakime seslenmiş:
- Hey bir dakika! Ne zaman çıkacağım ben hapisten?
Hakim yanıtı yapıştırmış:
- Bugün, yarın!



Bu Yazının Galerisi

Home Showroom Dijital Dergi

 

  Copyright 2008 Home Showroom
MADE IN WEB | Web tasarım ve yazılım hizmetleri